ÖNSÖZ
 
 
İşbu gezi ve gözlem niteliğindeki yüzey araştırmaları, Orta ve Doğu Karadeniz’in kesiştiği yüksek dağ kesiminin güney uç noktalarında yapılmıştır. Ordu/Mesudiye ilçe sınırlarının tamamı olmak üzere, kısmen de olsa Ordu/Gölköy, Sivas/Koyulhisar, Tokat/Reşadiye ilçeleri ile Ordu-Giresun ilinin güneyindeki Karagöl dağlarının eski Melet havaline bakan sınır boylamlarını da kapsamaktadır.    
                                                                                 
Havalin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri, gerçi her kesimce iyi bilinen bir olgudur. Çünkü bu konuda yazılmış-çizilmiş bir hayli sayıda belge ve kayıt vardır. Hal böyleyken, incelemelerimi eski Melet Havzasının karanlıkta kalan yüzünü aydınlattırmaya odaklandırdım. Böylece, araştırmalara Melet’in tarihöncesi çağlarından başladım. Dahası çalışmalarımı Melet’in Türk-İslam sentezi içinde yoğrulduğu, Türkiye Devleti Vatanı toprakları olmasının sağlandığı, Anadolu Selçukluları ve Beylikleri zamanının sonuna kadar devam ettirdim. 
                                                                                                                                                
İşbu araştırma sonuçlarımı yansıtan bu kitap; katalog, rehber veya ya da her neyse bilimsellik iddiasında olmayan sadece ve sadece; buluntular ışığından yansıyan sahici görüntülerden kaynaklanan amatörce yaptığım bir çalışmanın ürünüdür. Bu eser her ne kadar bilimsel temellere dayalı sistematik bir araştırma olmasa da bile, her kesimin kolayca kavramasına yönelik olarak hazırlanmıştır. Araştırma havzasıyla ilgili her ne kadar bir takım derlemeler var ise de, bölgeye atfedilmiş kanıtı ve dayanağı olmayan yakıştırmalardır. Bu eserin hazırlanmasında yok denebilecek kadar az sayıda kaynağa başvurdum. Çünkü, bu eserdeki araştırma bulgularının tamamı, havalin bağrından çıkmış olan arkeolojik değerlerden yansıyan sahici görüntülerden kaynaklanmaktadır.  Öyle inanıyorum ki, bu araştırma bulgu ve sonuçlarım onlarca asır sonrasına bile kaynak olabilecek niteliktedir. Gene bu eserin hazırlanmasında yörenin tanıtımının yanı sıra özellikle de turizmine rehber olsun diye görsel olmasına bizzat özen gösterdim. Tabi bu arada, hani bu kitabın tuzu, biberi noksan olmasın diye de havalin Erdemkırı, Alaca Ortaterek gibi heyecan verici ve mantık güçlendirici mekânların tanıtımına da bilhassa yer vermeye çalıştım.    
                                                                       
Ne büyük kayıp ki, insan fıtratının merak ede geldiği bazı konulara cevap verecek nitelikteki kaynaklar neredeyse yok denebilecek kadar azdır. Hele de dijital bir çağın yaşandığı bu zaman döngüsünde, acaba nasıl bir kitap olmalı ki severek veya özümseyerek okuyabilelim.  
                                                                               
Bu kitabın takdimine kadar Eski Melet Havzası tarihsel açıdan bomboş ve çok önemsiz bir alan olarak görülmekteydi. Ancak, araştırmalarım ilerledikçe gördüm ki, sonuçta bu tip asılsız öngörülerin tamamen astarsız olduğunu anladım. Öteden beri söylenegelenin tam aksine, havalin tarihsel-kültürel açıdan çok zengin kaynaklara sahip olduğu tamamen anlaşılır oldu. İşin açıkçası, Melet havali tarihöncesi çağlardan günümüze değin neredeyse Anadolu uygarlıklarının tamamını bağrında taşıyarak yaşatmış oldukça şanslı bir toprak parçasıdır.
 
Bu araştırma merakı güdülerim daha da eskiye dayanmakta ise de, ciddi veya çok donanımlı anlam da altmışlı yılların ortalarında başladı. Bu konuda çok sayıda bilimsel kaynak temin ederek işe başladım.  Böylece öteden beri süregelen doğa ve tarih tutkusu bir anda gezi ve gözlem araştırmalarına dönüştü. Bu uğurda tam kırk yıla yakın bir süre içinde binlerce kilometre yol kat ettim. Her şeye rağmen gidilmesi son derece güç olan nice, nece yolaklardan geçtim. Çünkü bir zamanlar günümüz köy yollarının birçokları yok idi.  Durum böyleyken, araç sayısı kısıtlı, gidilebilir yol sınırlı, maddi olanaklar ama çok mu çok bozuk idi…  
                                       
Amatör araştırmacılık zevkli ve bir o kadar da masraflı bir iştir. Kim bilir şu maddi sıkıntılar olmasaydı eğer, daha nice yolaklar geçip, nece kanıtlar elde edecektim. Gerçi ne ediği belli olmayan işlerle uğraşmak zordur. Amma gene de içten gelen istek ve arzulara gem vurabilmek hiçte kolay bir iş değildir. Ne var ki, bu tür araştırma güdülerini tetikleyen, benlikleri tırmalayan, imgeleri canlandıran enerjinin kaynağına henüz varılamadı. Çoğu zaman doğru bildiğim şeylerin yanlış, eğri bildiğim şeylerin ise doğru olduğuna şahit oldum. Hatta zaman zaman işin gerçeğine varmadan alaylı bir araştırıcı edasıyla ahkâm kestiğimiz anlarda oldu. Her şeye rağmen, gene de tarihin girdabında kaybolmuş Kara Melet’ in karanlıkta kalan o kara yüzüne, bir nebzede olsa mum ışığı tutabildiysem ne mutlu… 
                            
Batı dünyasında, her türlü araştırmaya gönül vermiş nice amatör araştırmacılar vardır.  Her nedense bu durum ülkemiz genelinde yok denebilecek derecede azdır. Araştırmacı gezginler zaten az gelirli ve oldukça gözü pek serüvencilerdir. Tabi bu arada maddi-manevi veya yasal bir destekleri de yoktur. Bütün kapılar kapalıda olsa, bütün gayretler her türlü yokluğa katlanmaktan geçer. Zaman tüneli içinde yok olan yaşamların geride sadece izleri kalmıştır. Bu dikenlerle kaplı tozlu yollarda kimi zaman izlerin nerede başladığı ve nerede bittiği belli değildir. Hele de doğada gezerken kayaçlara,  minerallere, fosillere ve tarihi kalıntılara alakasız kalabilmek neredeyse imkânsızdır. Tek yapmamız gereken, geleceği hemen şimdiden görerek tarihi ve kültürel değerlerimizi korumak olmalıdır. İşte o zamandır ki, her yer güllük gülistanlık olabilir. Ne yazık ki,  Anadolu’nun her yanında olduğu gibi yöremizin her türlü kültürel değerleri de her geçen gün giderek daha da fazla oranda kan kaybediyor. Eğer durum böyle giderse, geriye gelecek nesillerin görebileceği çok az şeyler kaldı. Araştırmalar boyunca havalin Tümülüs sanılarak tahrip edilen yerleşmelerinin önemini her seferimde anlatmaya çalıştım. Dahası bu gibi mekânlardan altın, gümüş gibi değerli metallerin çıkmayacağı konusunda bilgi vermeye uğraştım ise de bu konuda pekte etkili olduğumu söyleyemem. 
 
Diğer yandan işbu araştırmalarında, maddi-manevi her türlü desteklerini esirgemeyen, Mesudiye ilçesi esnaflarından Elektronikçi Sayın Cengiz Karaduman’a ve gene Elektronikçi Sayın Kemal Elikçi’ ye ne kadar teşekkür etsem bile azdır. İşin doğrusu, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadan araştırmaların renklenmesine vesile oldular. Eğer onların bu değerli katkıları olmasaydı, belki de bu araştırmalar çok eksik kalacaktı. Her türlü övgüye şayan bu vefalı kardeşlerimin emeklerini hiçbir inkâra mahal bırakmadan itiraf ederim.  
 
Yakın taraftan, bu araştırmalar boyunca bana büyük bir sabır içinde katlanan Eşim Fatma Karaduman’a, teşekkürü bir borç bilirim. Dahası bu gibi konularda bilişimli ve her türlü maddi-manevi desteklerini esirgemeyen,  oğlum Mehmet Nakip Karaduman’a, kızım Hatice İmran Faizoğlu’na, oğlum Oğuz Karaduman’a ve yeğenim aynı zamanda asistanım Fatih Karaduman’a ne kadar teşekkür etsem bile azdır.    
 
Ordu / Mesudiye Havzası civarında, bilimsel temellere dayalı ilk Yüzey Araştırmaları 1990 yılında Prof. Dr. Sayın Mehmet Özsait tarafından başlatıldı. Her türlü kısıtlı imkânlara rağmen, araştırmalarını 1990-1992 yılları arası ve en son 2003 yılında olmak üzere sürdürdü. İşbu incelemeler boyunca araştırma ekiplerine ben de eşlik edebilme şansına erişebildim. İşin doğrusu, beni aralarına kabul etmekle büyük bir nezaket gösterdiler.    Araştırmalar boyunca bu değerli üstadıma yeteri kadar rehberlik edebildiysem bundan büyük bir kıvanç duyarım. Tabi bu arada, bu gibi konularda kendilerinden çok şeyler öğrendim.  İşbu yöremizin araştırmalarında emeğini ve her türlü maddi-manevi katkılarını esirgemeyen Prof. Dr. Sayın Mehmet Özsait ile eşi Arkeolog Sayın Nesrin Özsait ve diğer ekip elemanı arkadaşlarına candan teşekkürü bir görev sayarım.    
 
Bu amatörce yaptığım araştırma sonuçlarım olumlu ya da olumsuz her türlü eleştiriye açıktır. İleride bu araştırma bulgularımı inceleme zahmetine katılanlara teşekkürü hemen şimdiden bir görev sayarım. Diğer yandan, Melet Havzasının bağrında rastlanmış her türlü kültürel değerlerin kötü emellere alet olmadan tarafıma edinimini sağlayarak, ülkemize kazandıran değerli hemşerilerimize şükranlarımı arz ederim.  
 
İşbu eserin her türlü neşriyatı aşamasında, 2012 yılı eylem planlarında, Melet’in tarihi ve kültürel değerlerine yer veren ve bu uğurda her türlü maddi-manevi desteklerini esirgemeyen, başta Mesudiye Dernekler Federasyonu (MESDEF) Genel Başkanı, Sayın Zekeriya Erdim olmak üzere, diğer Yönetim Kurulu arkadaşlarına da candan teşekkürü bir görev sayarım. 
 
Gene, bu eserle ilgili zaman zaman fikriyatına başvurduğum; Arkeoloji ve Sanat Yayınlarının yanı sıra Yurt genelinde bu gibi konularda çeşitli incelemeler yapmış ve ülkemizin marka sayılan değerlerinden,  Arkeolog-Editör Sayın üstadım Nezih Başgelen’ e şükranlarımı arz ederim. 
                
Daha önceleri bu araştırma bulgularımı bir kitap haline getirmeyi düşünmüyordum.  Sanırım bu durumu her seferde maddi imkânsızlıklar engelliyordu. Her şeyin mutlak sahibi biliyor ki, bu araştırmalar boyunca nefsim için hiç bir şey dilemedim. Her türlü olanaksızlıklara rağmen, gene de vebali altına girmiş olduğum bilgi ve bulguların benimle birlikte toprak olmasına razı olamadım. Böylece bu naçiz araştırma notlarımı nihayet yayınlayabilme noktasına varabildim. Hiç şüphesiz ki insanoğlu her an için şaşarda beşer yeter ki hataları en aza indirgemesini bilmek gerek. Öyle inanıyorum ki, bu kitapta olması olası hataları bizden sonraki araştırmacılar düzeltecek. Gerçi çok kısıtlı imkânlar içinde amatörce yapılan bu uğraşlardan bir başarı şansı beklenemez. Her şeye rağmen, bu kitabın doğrularından yanlışlarını çıkartacak olursak, geriye bir miktar doğru bakiyenin kalacağına inanıyorum. Oysa benim yaptığım iş, tarihi ve kültürel görünümü değiştirmek değildir. Tam aksine, çok somut kanıtlar bulmak ve doğrulara ulaşmaktır. Yoksa boş yere kürek çekip, dümen kırmanın hiçbir manası yoktur.  
                                                                                                                    
Her şeyin sahibi kısmeti nasip eylerse eğer, henüz hazırlık aşamasında olan diğer araştırma bulgularımın da yayınlanmasını vatana ve aziz milletimize hayırlı olmasını dilerim. İşbu araştırma dürtülerinin en büyük ilham kaynağını, Melet Havzasının ta ki özünden aldım. Bütün içtenlik duygularımla itiraf ederim ki bu naçiz araştırma kitabımı, Kara Melet’in dağına, taşına, toprağına ithaf ederim.     
 
 
İstanbul:  19.04.2010
Azmi KARADUMAN
Azmi KARADUMAN
 
Azmi Karaduman; 1950 yılında Ordu / Mesudiye İlçesinin, Kışla/Kilise Mahallesinde doğdu. Aslen, Çardaklı Köyü Yazıcıoğulları sülalesinden merhum İkbal Karaduman ile Kışlacık Köyü Yağcıoğlu soyundan ve Mesudiye İlçesi mukimlerinden merhum Terzi Mıkdat Karaduman’ın altı çocuğundan ikincisi olup, evli ve üç çocuk babasıdır. 
 
Karaduman; henüz altı veya sekiz yaşları arasındayken, komşu bahçesinin göze çarpmayan bir köşesine, eski Rum kiremidi parçaları ve çamur harcından küçük kalecikler yapardı. Dahası, cep harçlıklarından biriktirmiş olduğu yüz para, beş ve on kuruşlukları hep bu kaleciklerin gizli mahzen yeri duldalıklarına saklardı. Derken, bir gün olanlar olmuştu. Şöyle ki, kendisinden yaşça büyük olan komşunun oğlu bu durumu fark etmiş ve hazineyi bulmak için kaleciği tamamen yerle bir etmişti. Çocuk Azmi bu sinsice planlanmış haksızlığı bir türlü hazmedemedi. Bir süre içten içe, uzun inci ağladı ise de, ne çare bir türlü fayda bulamadı. Bir zaman sonra kendine geldiğinde, koşarak annesine sığındı ve anasına Kalecik mağlubiyetini bir bir anlattı. Böylece ana oğul olay mahalline gittiler. Halden anlaşılan, hazine kalenin dış çeperine saklınmış olduğundan, komşu oğlu ganimeti bir türlü bulamamıştı. Sonuçta, bu duruma ama çok mu çok sevindiler.  Belki de onu çok küçük bir yaştan beri uzun yıllar boyu araştırmalara iten imgelerin ana kaynağı buradan başlamıştı. Ancak ne var ki, her ne kadar tarasa araştırsa da bile her şeyin mutlak sahibine giden asıl kaynağın ana yatağını henüz bulamadı.
 
İlk ve Ortaokul tahsilini Mesudiye ilçesinde yaptı. Bir süre sonra, Ordu Lisesine devam etti ise de, halden anlaşılan burada aradığını bulamadı. Böylece, her türlü maddi-manevi olanaklara rağmen, tahsilini gene de yarım bıraktı ve Lise eğitimini daha sonraki yıllarda tamamladı. Bir zaman sonra, güya kendi tarih ve her türlü doğa araştırmaları yüksek okulunu kurdu yalnız tek başına kendi okudu. Uzun yıllar bu okulda okumakta ise de, halen bir türlü mezun olamadı. Çünkü onun fikriyatındaki imgeler onu her seferinde, gene de tarih ve doğa araştırmalarına itekliyordu. Hal böyleyken, bu kronik hummalı hastalıktan kendini bir türlü kurtaramıyordu. Kim bilir, yüksek eğitime yönel ipte, Melet Havzasını terki diyar etseydi eğer, belki de böylesine sıradan bir kitap/ katalog/ rehber, kısacası her neyse asla olamayacaktı. Derken, 1967-1968 yıllarında, Mesudiye İlçesinin Çardaklı ve Kışlacık Köylerinde Vekil Öğretmenlik yaptı. Tabi bu arada, gene de boş durmadı. Kışlacık Köyü ve Türkköyü arasında kalan Alaca ormanlık alanları içinde, antik Alacaşehir’ in izlerini takip etti. 
 
Askerlik görevini tamamladıktan sonra, 1972 yılında T.C.Ziraat Bankasına memur olarak atandı. Bankanın çeşitli şubelerinde memurluktan idareciliğe kadar tam otuz yılı aşkın bir süredir çalıştı. En son Batı Karadeniz Orman Bölge Müdürlüğü bünyesinde kısa bir dönem çalıştıktan sonra, 2002 yılı itibariyle kendi isteğiyle emekli ayrıldı.  
 
Karaduman,  İlk araştırmalara 1968 yılında henüz çok genç denebilecek bir yaştayken başladı. 1968-2009 yılları arasında toplam 155’ten fazla eski çağ yerleşmesi buldu. Gene bu zaman süreci boyunca, geç dönemlere özgü daha fazla sayıda yerleşme ve nekropol alanı tespit etti. Kısacası, diğer araştırmalar ve kitap çalışmaları halen devam ede gelmektedir… 
 
 
 
================================================================================
Öncelikle beni besleyip büyüten ve her türlü maddi-manevi değerleri öğreten;  çok değerli annem merhum İkbal Karaduman ve Melet’in Saklı Sırları-II- adılı eserimi bitirdiğim günün ertesi hakkın rahmetine kavuşan değerli babam merhum Mıkdat Karaduman’ ı rahmet ile anar, her şeyin sahibinden ruhları şad olsun dileklerimle şefaatler dilerim. Diğer yandan, bu konuda maddi -manevi yardımlarını esirgemeyen değerli kardeşlerime de daha nice sağlıklı ve mutlu yıllar dilerim.   A.Karaduman...
================================================================================
MESDEF’DEN MESUDİYELİLERE
 
Çocukluk yıllarımda, biz Mesudiye Ortaokulu’nda öğrenciyken; Melet’in dağıyla, taşıyla, kurduyla, kuşuyla dost olan; gece, gündüz, yaz, kış, uzak, yakın demeden karış karış dolaşıp herkesle ve her şeyle iletişim kuran bir “ağabey” vardı. Gittiği her yerde, o bölgenin tarihi ve kültürel geçmişini araştırır; kayda değer bilgi, belge ve materyalleri toplardı. Sanki zaman tünelinden geçmişe gitmek, varlık sebebi olmuştu. Yaşadığı coğrafyanın şifrelerini çözüp deşifre etmek; en büyük derdi ve davası haline gelmişti. 
 
Yıllar sonra, Azmi Ağabey bir “amatör arkeolog” kimliğiyle, yeniden karşımıza çıktı. Önümüze koyduğu “Melet’in Saklı Sırları” başlıklı dosya ve doküman ile; gözümüzde ve gönlümüzde, mazinin karanlık dehlizlerini aydınlatan ve doğup büyüdüğümüz toprakların kimliğine değer katan şimşekler çaktı. 
 
Mesudiye Dernekler Federasyonu (MESDEF) olarak; “2012 yılı eylem planı” içinde; “tarihi ve kültürel araştırmalara”a da yer vermiştik. Bu bağlamda, Sayın Azmi Karaduman’ın gerçek bir emek ve yürek ürünü olan eserini; Mesudiye Toplumunun ve Türkiye kamuoyunun ilgisine sunmak istedik. 
 
Kendisini, “ismi ile müsemma” gayretinden ve başarısından dolayı tebrik ediyor; varlığından haberdar olduğumuz diğer çalışmalarının da bir an önce tamamlanıp baskı aşamasına gelmesini bekliyoruz. Bu vesileyle, başta Kurucu Genel Başkanımız Alparslan Baki Ertekin olmak üzere; Mesudiye Dernekler Federasyonu’nun oluşmasına, gelişmesine katkıda bulunan tüm hemşerilerimize şükranlarımızı arz ediyoruz. 
 
 
Zekeriya Erdim
Mesudiye Dernekler Federasyonu
Genel Başkanı   
MELET HAVZASININ KÜLTÜR ENVANTERİNE
DEĞERLİ BİR KATKI ÜZERİNE
 
 
Nezih BAŞGELEN
Arkeolog – Editör
Arkeoloji ve Sanat Yayınları
(özgeçmişi aşağıdadır)
 
 
Mesudiye, 1.180 kilometrekarelik yüzölçümü ile Ordu’nun en büyük, nüfusu açısından ise en küçük ilçesi olan Mesudiye;  güneyinde Koyulhisar (Sivas), doğusunda Şebinkarahisar (Giresun), batısında Reşadiye (Tokat), kuzeyinde Ordu’nun Merkez, Ulubey, Gölköy ve Kabadüz ilçeleriyle çevrilidir.
 
Giresun Dağları’nın batı, Canik Dağları’nın doğu uzantılarının biçimlendirdiği Mesudiye ortalama yüksekliği 1.065 m olan dağlık bir ilçemizdir. Doruğu ilçe sınırları dışında kalan Karagöl Dağı ilçenin doğu kesimindeki Aşut Tepesi’nde 2.569 m’ye ulaşmaktadır.
 
Mesudiye topoğrafyasının karakteristik özelliklerinin başında Giresun Dağları’nın batısındaki Karagöl Dağı’nın güney yamaçlarındaki pınarların birleşmesiyle oluşan ve denize kavuşuncaya kadar 126 km’lik bir alanı sulayan Melet Çayı gelmektedir. 165 km’lik uzunluğu ile Doğu Karadeniz ve Orta Karadeniz bölümleri arasında sınır oluşturan Melet, Ordu kentinin doğusunda Karadeniz’e dökülmektedir.
 
Sivas ile Ordu arasında İç Anadolu ile Karadeniz kıyısını Harçbeli Geçidi’ni (1.940 m) aşarak bağlayan tarihi bir yol hattının doğusunda kurulmuştur.
 
Osmanlı Dönemi’nde Milas olarak anılan yöre,  Sivas Vilayeti’nin Karahisar-ı Şarkî Sancağı’na bağlı bir kaza merkezidir. Kazanın o dönemdeki merkezi, bugünkü Üçyol (eski Milas) Beldesidir. Mesudiye Kasabası’nın bugünkü yeri ise o dönemde burada her hafta pazar kurulmasından dolayı Pazar olarak anılan mevkidir.  1878’de kaza merkezi Pazar’a taşınarak hükümet binası, kışla, cami ve hanlar yaptırılmıştır. Bundan sonra Hamidiye adıyla anılan kaza merkezinin adı 1908’de Mesudiye olarak değiştirilmiş, 1933 yılında Ordu’ya bağlanmıştır. Belediyesi 1885 yılında kurulmuştur. Üçyol, Topçam ve Yeşilce beldelerine bağlı toplam 57 köyü vardır.
 
Şemseddin Sami, ünlü Kamus ül-Alam isimli eserinde, XIX. yüzyıl sonlarında, Mesudiye’yi (o zamanki adıyla Hamidiye’yi) anlatırken; Sivas Vilayeti, Karahisar-ı Şarkı Sancağı’na bağlı kaza merkezi olan Mesudiye’nin, eskiden Milas adıyla anıldığını ve kazanın birçok yerinde bakır, demir ve kurşun madenlerinin işletildiğini belirtmektedir. Mesudiye’nin genelinde, bu eski maden ocaklarından kalma galeri kalıntılarının, demir elde edilen ocaklarının ve cüruf döküntülerinin olduğu bilinmektedir. Ordu yöresinin İlk Tunç Çağı’ndan itibaren yaygın yerleşimlere sahne olduğu,  Mesudiye sınırları içindeki eski yerleşim merkezlerinin kurulmasında buralardaki madenciliğin büyük bir etkisinin olduğu anlaşılmaktadır.
 
Nitekim Prof. Dr. Mehmet Özsait, eşi Arkeolog Nesrin Özsait ile birlikte 1990–2003 arasında beş sezon Mesudiye’de gerçekleştirdiği araştırmalarda; bölgenin, Kalkolitik Çağ’dan itibaren İlk Tunç Çağı’nda, Demir Çağı’nda, Hellenistik ve Roma Çağı’nda da yoğun olarak yerleşimlere sahne olduğu görülmüştür.
 
Köykent bölgesinde Esatlı Köyü yakınında vadiye hâkim kayalık bir sırtta, çeşitli kayaüstü resimleri bulunmaktadır. Bu resimlerde insanlar, süvariler, çeşitli stilize hayvanlar, sarmal motifler, av ve tuzak sahneleri, güneş, gemi (?),  ejder figürleri dikkati çekmektedir. Esatlı’ da, gerek resimlerle bağlantılı gerekse bağımsız olarak kazınmış çok sayıda yazıt da bulunmaktadır. Ayrıntılı olarak belgelediğimiz* bu ilginç resim ve yazılar, ilk kez Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nin 2003‘te yayınlanan 115-117. sayısında tarafımızdan bilim dünyasına duyurulmuştur.
 
Karadeniz’i çevreleyen coğrafyada, Kafkaslar’da, Kırım’da ve Balkanlar’da benzerlerine rastlanan bu tarz kayaüstü resimlerinin ve yazıtlarının doğru tanıtımı yapılabilinirse bu bulgu Mesudiye’yi bir ilgi merkezi haline getirebilir. Bu açıdan, resimlerin titizlikle korunmasının ve uzmanlarınca değerlendirilerek tanıtılmasının önemini bir kez daha burada da belirtmek isterim.
 
İlçe merkezinin 6 km kuzeydoğusundaki Kaleköy’ün hemen yakınında yer alan bir sırtın üzerindeki kale ve çevresindeki eserler, yöre tarihi ve turizmi açısından oldukça ilginçtir. 15. yüzyılda Hacı Emir Oğulları zamanından kaldığı düşünülen bu kale; namazgâh, kümbet ve mezarlarıyla Anadolu Türk-İslam sanatı açısından titizlikle korunması gereken önemli eserlerdir.
 
Mesudiye’nin gerek köylerinde gerekse yaylalardaki yerleşimlerinde geleneksel sivil mimarinin yöresel özgün örnekleri halen görülebilmektedir. Yukarı Gökçe’deki köy evleri, Köykent alanındaki köylerin kütük evleri bunlara iyi birer örnektir. Geleneksel mimarinin ve doğal peyzajın korunması açısından, Yeşilce Belediyesinin uygulamaları ülke çapında tanınmış ve övgü almıştır. Mesudiye’nin içinde, Kışla Mahallesi’ndeki geçtiğimiz yıl onarılan eski kilise, mimarisi bölgeye has özellikler gösteren, güzel bir taş işçiliği olan bir yapıdır.
 
Mesudiye Yöresi botanik açısından dünya çapında tanınan ve araştırılan önemli bir çeşitliliğe sahiptir. Bölgenin turizmine katkıda bulunabilecek bir doğal miras da Dayılı’daki Çığ Göl’dür. İnsana sonsuz bir huzur veren bu göl Mesudiye’nin yöreye has bir doğal çevre değeridir.
 
Melet havzasının ve özellikle de Mesudiye’nin kültür envanterinin tam anlamıyla oluşturulabilmesi açısından Azmi Karaduman’ın gerçekleştirdiği saha çalışmaları çerçevesinde oluşturduğu “Buluntular Işığında Melet’in Saklı Sırları I” adlı eseri bu yolda atılmış önemli bir adımdır.  Bölgede yapılacak bilimsel araştırmalara kaynak oluşturacak pek çok yeni yerleşimi ve ilginç bulgularını bizlere tanıtması açısından da değerli bir çalışmadır.
 
Bittel kırklı yıllarda Ordu kökenli ilginç maden buluntuları tanıtmış; altmışlı yıllarda Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten, Ünye’nin Yüceler Köyü, Cevizderesi sekilerinde Paleolitik taş aletler bulmuş; gene, Ünye’nin Tozkoparan Mevkii’nde yaptığı sondajda İlk Tunç Çağı’ndan, Kalkolitik ve Üst Paleolitik’e inen buluntular veren yerleşme tabakaları tespit etmiştir. Bunlar, arkeolojik açıdan bölgede yalnız olmaması gereken önemli bulgulardır. Bu açıdan, Karaduman’ın bu çalışmada tanıttığı bazı eserler; Kökten’in ve Özsait’in bölgedeki tespitlerini zenginleştirmektedir. Yeterli araştırma ve kazıların yapılamamasından dolayı Orta ve Doğu Karadeniz Bölgemizin kültür tarihinde bugüne değin büyük boşluklar olduğu görülüyordu. Bu çalışmada belgelenen Melet Havzası bulguları bu boşluğu dolduracak nitelikte olması açısından ayrıca önemlidir. 
 
Doğup büyüdüğü coğrafyanın geçmişini bilinçle merak edip,  bir saha çalışması disiplini içinde Melet Havzasına yönelik bir dizi monografik çalışmayı gerçekleştirmeyi amaçlayan Sayın Azmi Karaduman’ın bu örnek girişimini gönülden kutluyorum. Yurdumuzun gerek doğal gerekse tarihi miras açısından değerleri yeni, yeni tanınmaya başlayan Mesudiye’nin yapılacak araştırmalarla ülkemizin kültür tarihinde hak ettiği yeri almasını diliyorum.              
 
 
Nezih BAŞGELEN KİMDİR?       
1978'de konusunda ülkemizdeki ilk popüler yayın olan Arkeoloji ve Sanat Dergisi'ni çıkardı. Dört ayda bir yayınlanan derginin en son 138. sayısı çıkarılmıştır. 1982'de kurduğu Arkeoloji ve Sanat Yayınları'nda yurdumuzun zengin tarihi eserleri, eski uygarlıkları hakkında araştırma, inceleme, el kitapları, kataloglar, gezi rehberleri gibi 21 temel dizi üzerinden 400'e yakın başvuru eserinin yayımını gerçekleştirmiştir. 1986'da Türkiye'nin tarihi doğal ve turistik değerlerine dönük hizmet veren görsel doküman arşivini (Celsus Picture Library) oluşturdu. Çocuklara yönelik tarihi eserleri ve eski uygarlıkları sevdirmeyi amaçlayan eğitici boyama kitapları projesini başlattı. Ülkemiz insanına eski kentleri, antik harabeleri tarihi doğal mirasımızı sevdirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaçlayan kültür turlarını organize etti. Ülkemiz turizm programlarında yer almayan yörelerine binlerce kişiyi götürdü ve bilgilendirdi. Ülkemizin karakteristik zenginliğini oluşturan tarihi ve doğal değerlerin yok olmaması için mücadele etti. Yazdığı yazılar, verdiği konferanslar, yayınladığı kitaplar, düzenlediği etkinliklerle arkeolojinin ve eski eserlerin korunmasının ülkemiz kamuoyunda yer almasını sağladı. Bilimsel veriler ve tarihi kaynaklara dayandırarak 1970'li yıllarda Anadolu'nun en ucra köşelerine değin giderek gezi yazıları yayınladı. Yurt içinde ve yurt dışında arkeoloji ile ilgili toplantı ve etkinliklerde ülkemizi başarıyla temsil etti. Trakya ve Anadolu'da özellikle Doğu Anadolu'da yaptığı araştırmalar ve inceleme gezilerinde pek çok bilinmeyen kalıntı, anıt ve arkeolojik yerleşmeyi belgeleyerek bilim dünyasına tanıttı. Ülkemizin zengin kültürel mirasını sistematik bir şekilde fotoğraflarla belgeledi. Bu konuda saygın bir başvuru kaynağını oluşturdu.Türkiye ile ilgili eski seyahatname, resim, belge, kitap ve haritaları topladı. Arkeoloji, sanat tarihi, etnoğrafya, turizm, tarihi ve doğal çevrelerin korunması hakkında makale, proje olarak yayınlanmış bine yakın çalışması vardır.                                                                   
Başa Dön